AK Parti-CHP koalisyonu daha sürekli olur

25 Haziran 2015, Perşembe - 14:22

Nihat Ergün, AK Parti-MHP koalisyonunun daha kolay gibi görünmesine rağmen AK Parti-CHP koalisyonunun sürekli olacağına inandığını söyledi

TÜRKİYE, 2002 yılından bu yana ilk kez koalisyon sonucu çıkan bir seçim yaşadı.
Gözler Ankara’da, liderlerin yapacağı görüşmelerde.
Her köşe başında koalisyonun kimler arasında olması gerektiği, koalisyonun iyi olup olmadığı noktasında tartışmalar yapılıyor.
AK Parti’de üç dönem kuralına takıldığı için bu dönem aday gösterilmeyen eski Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün de o isimlerden biri.
Ergün, El-Cezire Türk için ‘Türkiye’de koalisyon ve istikrar’ başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Ergün yazıda şu değerlendirmeleri yaptı:

TEK PARTİ İSTİKRAR DEĞİL

Türkiye uzun bir aradan sonra tekrar koalisyon hükümetlerini tartışıyor. 1970’li ve 90’lı yıllar boyunca yaşadığımız deneyim nedeniyle ülkemizde koalisyonlara sıcak bakılmıyor ve Batı Avrupa’dakine benzer bir koalisyon ve uzlaşma kültürümüzün olmadığına inanılıyor. Bir siyasi partinin tek başına iktidara geldiği periyoddaki değişim ve ilerlemeler de dikkate alındığında yönetimde istikrar vurgusu daha da güç kazanıyor.
Anayasamız seçim yasalarının yönetimde istikrarı ve temsilde adaleti birlikte sağlamasını istediği halde çoğu zaman istikrar adalete tercih ediliyor. Ancak yüzde 10 gibi çok yüksek bir seçim barajına rağmen siyasetin güven kaybetmesi ve seçmen tercihlerinin partilere daha dengeli dağılması hallerinde arzu edilen istikrarın (bir siyasi partinin tek başına iktidarı) sağlanamadığı dönemler de oldu. 1990’lı yıllarda da yüzde 10 barajı vardı ancak koalisyonlar kaçınılmaz hale gelmişti. 2015 Haziran seçimleri sonucu tekrar 4 parti birden barajı aştı ve seçmen temsilde adaleti önemseyip kendi elleriyle sağlarken, yönetimde istikrar işini ise siyasi parti ve liderlerine bırakmış oldu.

 

SİSTEMİ TARTIŞMALIYIZ
Türkiye’nin seçim kanunu en azından teorik olarak, yönetim ve temsil krizi çıkaracak şu üç komplikasyona açık görünüyor.
1- Siyasetin aşırı güven kaybetmesi ve seçmenin iyice parçalanması durumunda hiçbir parti yüzde 10 barajını aşamaz.
2- Sadece tek bir partinin barajı aşma riski doğabilir ki; 2002 seçimlerinde gündeme gelen ve tartışılan bir konudur.
3- 9 partinin birden barajı aşması ihtimali de ortaya çıkabilir.
Ülkemizin hem temsilde adalet hem de yönetim istikrarı sorununu kalıcı bir çözüme kavuşturacak sistem tartışmasına olan ihtiyacı açıktır. Bu durum bir seçim kanunu tartışması ile çözülemez. Parti üyeliği, üyelerin niteliği, partilerin örgütlenme ve yönetim biçimleri, siyasetin finansmanındaki şeffaflık sorununa kadar yeniden yapılması gereken bir siyasi partiler kanunu, özellikle temsilde adalet ve yönetimin meşruiyeti sorunu doğurmayacak bir seçim yasası ile başkanlık, yarı başkanlık veya parlamenter sistemlerden birinin bütün kurum ve kurallarıyla işlediği köklü bir sistem tartışması kaçınılmaz hale gelmiştir.

 

SİYASETE YENİ DİZAYN
Ayrıca istikrar kavramının içini de daha doğru bir şekilde yeniden doldurmak gerekiyor. 13 yıldır AK Parti’nin tek başına iktidarında çok hızlı bir şekilde gerçekleştirilen hizmet ve yatırımlara rağmen seçmen ne AK Parti’ye ne de bir başkasına tek başına iktidara gelecek çoğunluğu vermediğine göre, ya istikrardan daha çok önem verdiği şeyler var ya da istikrara yüklediği anlam farklılaşmıştır.
Bugün için bir siyasi partinin tek başına iktidarı, hızlı bir şekilde karar alıp hizmet üretmek, parlamentoyu kanun fabrikası gibi çalıştırıp vızır vızır kanun çıkarmak istikrarı tanımlamak için yetmiyor. Adalet, özgürlük, temiz toplum, sürdürülebilir kalkınma, insan hakları, kişisel onur vb. kavram ve değerlerin korunmasının en etkili aracı sayılan istikrarın bu vasfında aşınma meydana geldiği hissedildiğinde durum değişiyor. Bu nedenle istikrara insani değerleri koruyan ve güçlendiren bir mekanizma olarak bakmak, bu değerler nerede ve nasıl korunabiliyorsa istikrarı orada aramak ve yakalamak gerekiyor.

ERKEN SEÇİM OLABİLİR
7 Haziran seçimleri hiçbir siyasi partinin koalisyon hesabı yapmadan kampanya yürüttüğü bir seçim oldu. AK Parti ne pahasına olursa olsun tek başına iktidarını sürdürmeye, diğer partiler ise ne pahasına olursa olsun AK Parti’nin tek başına iktidarına son vermeye odaklandı. Bu nedenle de liderlerin ve partilerin yan yana gelip birlikte iş yapmalarını çok zorlaştıran söylem ve tavırlar ortaya konuldu. Ancak sandıktan çıkan sonuç; koalisyon, azınlık hükümeti veya yeniden seçime gitmekten başkası olmadı.

 

İLK YOL KOALİSYON
Bu aşamada elbette ki ilk denenecek yol bir koalisyon kurulması olacaktır. Seçimlerde seçmenin oylarını azalttığı iki parti olan AK Parti ve CHP’nin sonuçlardan önemli ve inandırıcı dersler çıkarmış bir şekilde büyük bir koalisyon oluşturmaları mümkündür. Böyle bir koalisyon kurulması daha zor ancak sürdürülmesi ve başarı şansı daha yüksek bir seçenektir. Seçim atmosferinde söylenen aşırı, yaralayıcı ve maksadını aşan sözlerin oluşturduğu duygusal iklimden çıkılabilirse, CHP’nin sözleşme yapma ve sözleşmelere bağlı kalma kültür ve geleneği, yüzde 65’i aşan bir toplumsal taban desteği, (ki bu destek yüzde 80’leri de bulabilir) iki büyük partinin koalisyonuna iç ve dış dünyadan ve piyasalardan gelen destek, AB ve Kürt sorununa yaklaşımdaki yakın perspektif, parti tabanlarının birbirinden ayrı olması ve taban kayması endişesinin olmayışı, Alevi vatandaşların sorunlarının çözümü için aralanan kapının çözüm için daha da açılması gibi nedenler sürdürülebilirliğe imkan vermektedir. Ayrıca iki partinin oy kaybetmiş olması faklı nedenlerle de olsa etnik milliyetçiliklerin yükselmesine yol açmıştır. Böyle bir koalisyon etnik milliyetçiliklerin vatanseverlik ve anayasal vatandaşlık çerçevesinde rasyonelleşmesine de katkı sağlama potansiyeli taşımaktadır.

AK PARTİ-MHP BİRAZ ZOR
AK Parti ile MHP’nin koalisyon ortaklığına gitmesi daha kolaydır ancak sürdürülmesinin önündeki engeller daha fazladır. AK Parti ile MHP taban ve kadroları arasındaki geçişkenliğin AK Parti ile CHP arasındakinden daha fazla olması, tabanın ve kadroların koalisyona sıcak bakmalarını sağlarken partilerin yönetici kadrolarında zamanla kadro ve taban kaybı endişelerine yol açacaktır.
1991 seçimlerinde RP-MÇP ittifakının doğurduğu sinerji ve iki partinin oylarının 4 yıl içinde yüzde 10 seviyesinden yüzde 30’lara çıkması bugünün AK Parti ve MHP kadroları tarafından biliniyor. Geçmişteki bu tecrübe de iki partiyi birbirine yaklaştırır ancak iktidar ortaklığının da benzer bir sinerji ve oy artışı sağlaması pek mümkün görünmüyor.
Etnik milliyetçilikler genelde birlikte yükselir birlikte düşerler. MHP’nin 7 Haziran seçimlerindeki yükselişi ağırlıklı olarak çözüm sürecinden HDP’nin daha çok yarar elde ederek tırmanışa geçmesidir. Olası bir AK Parti-MHP koalisyonu HDP’nin tırmanışına destek veren bir atmosfer oluşturabilir ve AK Parti taban ve kadrolarının kaygılanmasına yol açabilir.
AK Parti’nin 7 Haziran’da Kürt seçmeninin önemli bir bölümünü HDP’ye kaybetmiş olması, bir daha geri dönmezler düşüncesiyle daha milliyetçi politikaları benimsemesine ve MHP ile yakınlaşmasına neden olabilir. Ancak orta vadede AK Parti, daha geniş bir coğrafyada da olsa diğer partiler gibi bölgeselleşme riski yaşayabilir.

ÇÖZÜM SÜRECİ
1999 yılındaki MHP’nin, DSP ile koalisyonunda pragmatik bir yaklaşımla hem AB ve IMF politikalarında hem de Öcalan’ın idamı konusunda ortaya koyduğu tavır bilinse de AK Parti ile kurulacak bir koalisyonda özellikle Kürt sorunu ve çözüm sürecinde benzer bir pragmatik yaklaşım sergileyip sergilemeyeceği bilinmiyor. Çözüm sürecinin nihai aşaması, HDP’nin parti olarak barajı aşıp meclise girmesi olmadığına, sonuçta PKK’nın silahsızlandırılması ve terörün sona ermesi olduğuna göre süreç tamamlanmış değildir ve bir şekilde devam etmelidir.
Cumhurbaşkanının partisiz, tarafsız ve sorumsuzluk ilkelerine bağlı kalarak anayasal sınırlar içine çekilmesi konusu, koalisyon protokolü maddesi veya ön şartı olamaz. Bu konu AK Parti’den ziyade Cumhurbaşkanı ile doğrudan konuşulması gereken bir konudur.
Yeniden soruşturma komisyonları kurulması da hükümetlerin, partilerin ve meclis grup yönetimlerinin karar alacağı bir konu değildir. Bunlar tamamen milletvekillerinin özgür yasama ve denetim faaliyetleridir, en azından öyle olmalıdır. Yeni oluşan meclis aritmetiği bu tür denetim faaliyetlerinin yapılabilmesine zaten imkan vermektedir.

 

DEMİREL’Lİ MESAJ
Bu konular koalisyon görüşmelerinde ne AK Parti tarafından ne de diğer partilerce bir ön şart olarak ileri sürülmemeli ve koalisyondan kaçmanın bahanesi haline getirilmemelidir.
Dış politika konuları AK Parti ile MHP arasında koalisyon kurulmasına ve koalisyonun sürdürülmesine engel teşkil etmez. Türk dünyası, İslam ülkeleri, AB, ABD, Rusya ve Çin gibi ülkelerle ilişkilerde önemli bir kırılma yaşanmadan uyumlu bir dış politika yürütme imkanı vardır.
Diğer koalisyon seçenekleri de olmakla birlikte seçim sonuçlarına ve akla en uygun olanı AK Parti-CHP veya AK Parti-MHP ortaklığıdır. AK Parti azınlık hükümeti uzak bir olasılıktır ve pratik bir zemini yoktur. AK Parti dışındaki partilerin koalisyonu veya herhangi birisinin azınlık hükümetinin desteklenmesi seçim sonuçlarını doğru okumayan, dışlayıcı ve devr-i sabık yaratmayı amaçlayan bir yapı ortaya çıkarır.
Birkaç gün önce kaybettiğimiz merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in deyimiyle demokraside çarelerin tükenmediğini gösterme zamanıdır. Partilerin, siyasi liderlerin ve topyekûn siyaset kurumunun sıkıntılara çare bulma gücü ve yeteneği test edilmektedir. Umarız bu testten geçerler.

 

Etiketler:   Etiket Eklenmemiş.

YorumlarHiç Yorum Yapılmamış.     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

2 + 10 = ?

 
haber yazılımı: buki