hasankamiloglu8 @ gmail.com

Geçmiş yazılarımda ABD’nin, İngiltere’nin perde önündeki yüzü olduğundan fakat son yıllarda Amerika’da iyice yerleşik olan baronlar Britanya krallığından daha bağımsız hareket etmeye başladığından bahsetmiştim. Ve bu durumdan dolayı da Kraliçenin de ısrarla AB’den çıkmak istemesi, ABD’nin kontrolünü kaybetse de dünyanın geri kalanı üzerindeki kontrolünü kaybetmeme mücadelesidir.

Temelleri İngiliz fıtratı üzerine bina edilmiş olan ABD, bir yandan dünyanın bir kısım devletlerini müttefiklik ayakları ile kullanmak, diğer yarısını ise demokrasi götürmek bahanesi ile birbirine kırdırarak kendi kanlı rantını devam ettirme derdindedir.

Bu uğurda dünyanın birçok devletinde ya kendi yetiştirdiği veya satın aldığı yöneticiler sayesinde o ülkeleri sömürür, bir başka alternatif olarak da hedef ülke de önce kendi ürettiği terör gruplarını kullanarak kargaşalar çıkartır, sonra da bu terör gruplarını yok etme bahanesi ile o ülkelere çöker. Eskiden bu taktiğini Dünya devletleri yiyordu; fakat artık çevirdiği filmler Hollywood’u bile bastırmış olan bu okyanus ötesi ülkenin mızrağı çuvala sığmamaktadır.

Öncelikli çalışma stratejisi, Amerikan derin devletine tamamen hakim olan Yahudi emellerinin peşinde koşmak ve ayrıca kutsal Hristiyan papalığının da hayallerine hizmet etmek olsa da; ABD’nin asıl önceliği obez baronlarını doyurmaktır. Bu pencereden baktığımızda da hedefin kim ve neresi olduğunun çok da önemi yoktur. İşte en son şahit olduğumuz halkının yüzde sekseni Katolik, yüzde on yedisi Protestan olan Venezuela örneği de bunun en yakın ve en bariz örneğidir.

ABD kendi hakimiyetini ve dış politikasını tamamen yalan ve aldatıcı politikalarının arkasına saklayarak yapmaktadır. Bunun için Amerikan demokrasisi adı altında kullandıkları “İnsan hakları”, “Özgürlük” ve “Adalet” gibi kavramlarla kendilerini bütün dünyaya şirin göstermeye çalışmaktadırlar.

Venezuela’da yapmaya çalıştığı şey, ya da Irak’ı işgali, Suriye’yi parçalama planları, ülkemizin üzerine saldığı terör grupları hatta kan kardeşi olduğu Avrupalılara bile zaman zaman çektiği ayarların örnekleri tarihte saymakla bitmeyecek kadar çoktur. İsterseniz zenginlik ve hakimiyetini yaptığı zulümlerden alan ABD’nin tarihte yaptığı örneklerden bazılarını burada yazalım da ABD tam olarak neymiş üzerinde fikir yürütelim.

İşte bu Avrupa menşeli ve İngiliz meşrepli ABD’liler, o kendilerince yeni diye nitelendirilen kıtaya yerleşirken bile o kıta da yaşayan en az 70 milyon Kızılderili’yi öldürdükleri gibi 35 milyon insanı da vatanlarından kopartarak köle ticaretlerinde kullandılar. Afrikalı kölelere gelecek olursak sadece 19. Yüzyıldaki köle ticaretleri sırasında 34 milyon 500 bin Afrikalı ve Orta Doğulu kölenin öldüğü biliniyor.

Tarihi kan ve darbelerle dolacak olan ABD, tamamen sistemini kurup kendini güçlü hissetmeye başlayınca ölüm kusan satrancının taşlarını ülkelerin üzerinde oynatmaya başladı ve 1898 yılında Meksika’yı işgal ederek aynı yıl da Küba’ya da girdi. 1921’de ise Nikaragua’yı işgal etti. 1945’de Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine iki atom bombası atarak yüz binlerce sivili öldürüp dünya tarihinin aynı anda yapılan en büyük vahşetini gerçekleştirerek toplamda 350 bin kişinin ölmesine ve binlerce insanın da sakat kalmasına neden oldu.

 

II. Dünya savaşından sonra Amerikalılar ve genetik bağı İngiltere, Dresden kentine sığınan Alman göçmenlerin üzerine 3 gün süreyle havadan bomba yağdırdı ve bu saldırılarda çocuk ve kadınların oluşturduğu 200 bin kişi öldürdüler.

 

1950-53’de Kore savaşına müdahil olmak bahanesi ile uzak Asya’ya tamamen yerleşme operasyonunu tamamlamıştır. 1950’de Nikaragua’yı da kullanarak Guatemala’da askeri darbe yaptırdı ve darbe sürecinde 200 bin sivil Guatemalalı öldürüldü. 1953’de Rus yanlısı olarak bilinen İran Başbakanı Musaddık’ı da darbeyle devirerek yerine Şah Rıza Pehlevi’yi getirdi. 1955 yılında Endonezya, Laos, Kamboçya’da çok sayıda CIA operasyonu düzenlendi. 1950-59 arasında ise Küba’da 60.000 kişi ABD destekli yerli birliklerce katledildi.

 

1960 yılında CIA, Kongo’nun ilk bağımsız devlet başkanı olan, sömürge karşıtı Lumumba’yı öldürdü. ABD bunun ardından, yüz binlerce kişiyi öldüren Mobuto’yu destekledi ve ABD o günden bu yana, kaynak zengini bu ülkede meydana gelen 3 milyondan fazla ölümün sorumlusudur. Kendi ülkesi Ruanda’da ve Kongo’da öldürdüğü insan sayısı on binlere varan Ruanda diktatörü Paul Kagame’yi de desteklemekte ve korumaktadır.

 

Soğuk Savaş dönemi boyunca Güney Afrika’daki ABD destekli Apartheid rejiminin ellerinde on binlerce Siyahi Afrikalı can verdi. 1961-62’de CIA, Küba’da Fidel Castro’yu devirmek için Domuzlar Körfezi Operasyonu yaptı ve burada 94 kişi öldü.

 

1965-66 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri, Endonezya’daki demokratik yoldan seçilmiş hükümetin devrilmesini tertip etmek için Britanya ve Avustralya’yla birlikte çalıştı ve bu darbe sürecinde 1 milyona yakın Endonezyalı öldü. 1975’te Suharto hukümeti, Washington’dan aldığı destekle, halkının tamamı Müslüman olan Doğu Timor’u işgal etti ve ABD uydusu İsrail’den gelişmiş silah sistemleri edinerek en az 180 bin Müslüman şehit edildi.

 

1970-75 yılları arasında Kamboçya ve Laos’ta 1 milyon kişiyi katletti. 1962-1975 yılları arasında gerçekleştirilen Vietnam savaşında ise 3 milyon Vietnamlı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca bu savaşta ABD’nin, sivil halk üzerinde kullandığı zehirli portakal gazıyla yaptığı soykırım ayrı bir yer tutar. 1973 yılında Şili’de CIA destekli bir darbe yapıldı ve bu darbe ile birlikte ABD destekli cunta dalgası tüm Latin Amerika’yı sardı ve 1990 yılına kadar ülkeyi Şili’yi yöneten Pinochet döneminde 80 bin insan hapse atıldı, 30 bin insan işkence gördü ve yaklaşık 5 bin Şili’li sivil hayatını kaybetti. Arjantin’de ABD tarafından desteklenen ve silahlandırılan rejim ve onun müttefiki olan ölüm mangaları, 1974-1983 yılları arasında ülkede 30 bin insanı öldürdü. 1977 yılında ABD, Salvador’daki askeri yönetime destek verdi ve 70 bin Salvadorlu öldürüldü.

1980 yılında CIA, Afganistan’ı işgal eden Sovyet güçlerine karşı savaşmaları için Usame bin Ladin ve örgütünü eğitti ve 3 milyar dolara yakın yardım etti. Sonra da Usame’yi bahane ederek Afganistan’ı işgal etti. 1980-88 arasında ABD, Fransa, İngiltere ve SSCB’nin kışkırttığı ve silah sattığı İran, Irak savaşında yaklaşık 700 bin insan hayatını kaybetti.

1909 yılında Nikaragua ABD tarafından işgal edilmiş ve 1933 yılına kadar da ABD’nin güdümündeki toprak ağaları tarafından yönetilmişti. ABD o yıl ordusunu Nikaragua’dan çekti ve iktidarı göstermelik bir işbirlikçisine bıraktı ve 1981 yılında Başkan Reagan Nikaragua’da terör gruplarını eğitti ve Nikaragua’da ABD tarafından desteklenen ve finanse edilen bu grupların başlattığı iç savaş ile 50 bin sivil öldü.

Lübnan iç savaşı sırasında 1983 yılının Eylül ayında Lübnan’da 14.000 deniz piyadesi binlerce kişiyi katletti. Ekim 1983’te dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan “ulusal güvenliği, özgürlüğü koruma ve barışı sağlama” söylemiyle Grenada’ya askeri müdahale yaptı ve burada yüzlerce kişiyi katletti. Orta Amerika’daki ABD destekli otoriter rejimler, Reagan’ın görevde olduğu iki dönem boyunca 300 binden fazla insanı öldürmüştür. 1989 yılında CIA ajanı ve Panama Başkanı Noriega, Amerika’nın emirlerine karşı çıkmaya kalkışınca, ülkesi ABD tarafından işgal edildi ve Noriega tutuklandı ve 3 bin Panamalı sivil de öldürüldü.

 

1991 yılında ABD, Kuveyt’in işgali üzerine Irak’a girdi ve 113 bin sivil Iraklı öldü. O zamandan 1998’e kadar ise, kötü beslenme ve hastalık nedeniyle yarısından fazlası çocuk olmak üzere 1 milyonun üzerinden Iraklı hayatını kaybetti. Bunun yanı sıra ABD, Saddam paniği yaşayan Arap yarımadasına, milyarlarca dolarlık silah ve uçak sattı. Birinci Körfez Savaşı olarak adlandırılan savaşta Irak’ı işgal ederken çok sayıda katliama da imza attı. Bunlardan biri de binlerce sivilin katledildiği ve tarihe “ölüm otoyolu katliamı” olarak geçen saldırı oldu. ABD ordusu tarafından çok ağır bir bombardımana tabi tutulan oto yol üzerindeki binlerce araç içindeki sivil ve masum insanla birlikte yanarak kül oldu.

 

Zamanında CIA tarafından eğitilen ve örgütlenen Usame bin Ladin bahane edilerek Afganistan’ı işgal etti ve bu işgal Afganistan’da 150 bin sivilin ölmesine sebep oldu. 2001 yılından beri ise Afganistan, Pakistan, Somali ve Yemen’de ABD tarafından dört bine yakın insansız hava aracı saldırısı düzenlendi ve hiçbir suça ve gruba karışmamış olan 1500 civarı sivil dahil en az 10 bin kişi öldürüldü. Ve 2003 yılının Mart ayında, ABD yanına Birleşik Krallığı yani genetik babası olan İngiltere’nin de desteğini de alarak Irak’ı işgal etti ve bir milyondan fazla Iraklı katledildi; ayrıca 4 buçuk milyon Iraklı evini terk etmek zorunda kaldı.

 

2003 yılında Darfur’daki maden zenginliğini yağmalamak üzere bölgeye müdahale eden ABD ve müttefikleri tarafından bu bölgede katliamlar başlatıldı. Ve bugüne kadar 300 bine yakın insan hayatını kaybetti. 200 bin kadar insan ise açlık ve sefalet nedeniyle ölmüş, 3 milyona yakın insan ise tehcir edilip mülteci kamplarında toplanmıştır.

 

2010 yılından itibaren ise Arap Baharı diye adlandırılan ve Tunus’ta başlayarak Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Ürdün ve Yemen gibi ülkelerde devam eden kanlı süreç de CIA’nın eseridir. 2011’de Mısır’da önce Arap baharı başlatıp sonra da seçimle iktidara gelen partinin icraatları ABD menfaatlerine ters düşünce, aynı hükümeti askeri darbe ile devirten de ABD’dir.

 

Yine 2011’de başlayan ve hala bitmek bilmeyen Suriye savaşının arka planında ve devam eden süreçte ABD’nin rolünü ve oyunlarını ise artık bilmeyen yok. 2012’de Mali’de de gerçekleşen darbeyi yine ABD’de eğitim almış bir general gerçekleştirdi.

 

Filistin’de, ABD desteğiyle devam edegelen İsrail işgali ve zulmünü ise her gün izliyoruz.

 

Arakan denilen bölgede de Myanmar devletinin uyguladığı zulüm ve soykırım politikalarının arka planında, ABD’nin o bölgedeki zengin yeraltı kaynaklarına ulaşma planları da yatmaktadır.

 

Son olarak akla gelen şu ki Rusya’daki Bolşevik ihtilalinin arka planında bir Yahudi aklı vardır. Bu darbenin akabinde Rusya’nın, dünyanın geri kalanına karşı takındığı tavır Rusya’ya coğrafi olarak yakın sayılabilen ve halkı Müslüman olan ülkeler başta olmak üzere, Avrupa da dahil, geri kalan devletler Amerika’yı kurtarıcı ve koruyucu olarak görmüş ve kendilerini ABD’nin şefkatli ellerine! gönüllü-zorunlu olarak bırakmışlardır. Bu durumdan, Rusya’daki Bolşevik ihtilalinde ABD derin devletinin rolünün olduğu ihtimali de çıkmaktadır.