yakintakipgazetesi @ gmail.com

Biri çocuklarımızı; pasif, özgüven yoksunu, korkak, kararsız, içe kapalı yetiştirse; çocuklarımız yaşama sevincini kaybetse… Hayatı büyük bir coşku gibi yaşamak yerine, taşımak mecburiyetinde kaldıkları ağır ve zevksiz bir yük gibi algılasalar. Hayat onlar için ağaç kabuğu kadar tatsız olsa…

Biri çocuklarımızı çok nazlı yetiştirse; çok basit şeylerde bile alınganlık edip hemen küskünlük yaşasalar, bir kenara çekilip ağlamaya başlasalar. Hayat bekledikleri gibi olmadığı için sürekli hayal kırıklığı yaşasalar. Hayatları sürekli başkalarından bekledikleri ama bir türlü gerçekleşmeyen kuruntularla geçiyor olsa… Kendilerini değersiz hissedip, değer görmek için, kendileri için zararlı olsa bile sürekli başkalarını memnun etmek için yaşasalar. Kendi hayatını yaşayamayan, kendi arzuları, ümitleri, hayalleri, hedefleri, kararları olmayan, hayatı sürüklenerek yaşayan edilgen kimseler olsalar. Basit şeylere bile karar veremeyen kifayetsiz kişilikler… Ailede, akrabalar arasında, mahallede, okulda, sınıfta, her yerde varlıklarıyla yokluklarıyla aynı olsa…

Birileri çocuklarımıza her istediklerini verse, her istedikleri şeyi yapsa, onlara çevredeki diğer insanların baş tacıymış, diğerleri de onun ayakları altındaki paspasmış gibi yapsa; çocuk her zaman böyle zannetse. Aşırı derecede bencil-egoist yetişse. Dünya kendi etrafında dönüyormuş gibi davransa. Her yaştan her insanı çiğnemeye çalışsa, saygısız ve ukalanın biri olsa. İnsanlar ona teslim olayı kabul etmeyince de mutsuz olsa ve insanlara eziyet etse…

Birileri çocuklarımıza haksız ve mantıksız olarak aşırı baskıcı davransa; bu baskıyı aşamayan çocuklarımız aşırı içe kapanık, aşabilenler ise aşırı haylaz ve soytarı olsalar…

 

Yukarıda anlatılan şeyler bize neler hissettiriyor? Büyük bir acı değil mi? O insanın dakika dakika bir ömür neler yaşayacağını, neler hissedeceğini bir düşünelim. Bu zulmü nasıl bir zalim yapar? Sahi sizce çocuklarımıza bu zulmü kim veya kimler yapıyor olabilir? Cevabı bulmak için çok uzaklara gitmeye gerek yok, çünkü çocuklarımız bizden çok uzaklarda yaşamazlar. İsterseniz bu büyük sorunun cevabını kendim vereyim; bu zülmü çocuklarımıza çoğu zaman kendimiz yaparız. Biz, eşimiz, diğer çocuklarımız, kardeşlerimiz, akrabalarımız.. Amma yaptınız, biz kötü niyetli ve zalim kimseler miyiz diyebilirsiniz. Doğru, kötü niyetli ve zalim kimseler değiliz ama büyük ihtimalle ülkemizdeki birçok kimse gibi bu konuda yanlış kanaatlere sahibiz ve cahiliz. Toplumun yüzlerce belki binlerce yıldır nesilden nesile aktararak getirdiği yanlış şeyleri doğru zannediyoruz. Herkesi bu şekilde itham edemem ama ne yazık ki halkımızın kanaatimce yüzde yetmişi sekseni bu konuda ve daha birçok konuda böyle. Halkımızın büyük bir kısmı bu konuda ve başka konularda akıl, fikir, zihin, düşünce ve bilgi çalışması yapmıyor. Fikir ve düşünce, gereksiz bir çalışma gibi. Hatta bunlara bir çalışma ve emek nazarıyla bakılmıyor. İşte bu yüzden aşağı yukarı her şeyimiz arızalı. Birçok şeyde arıza yaşamadan işin doğrusunu düşünmek ve yapmak aklımıza gelmiyor. Mesela şehirlerde, seller, su baskınları, ölümler olmadan tahliye kanallarını doğru yapmak aklımıza gelmiyor. İşin kötüsü felaket yaşadıktan sonra da tam olarak düzelmiyoruz.

Sorabilirsiniz; bu kadar yanlışı nasıl başarıyoruz? Nasıl başardığımızı bir sonraki yazımda izah etmeye çalışacağım inşallah. Şimdilik size önemli bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Geçen günkü yazımda tanıttığım Yerdeki Yıldızlar: Her Çocuk Özeldir (Taare Zameen Par - Aamir Khan) filmini ve bu sahanın büyük uzmanı, değerli insan, Prof. Doktor Doğan CÜCELOĞLU’nun çocuk yetiştirmeyle ilgili vidyo programlarını yukarıdaki bakış açısıyla izleyiniz-dinleyiniz.

Sevgi ve saygılarımla..